Avrupa su kıtlığı ve kuraklığa nasıl hazırlanıyor?

Avrupa yoğun ve etkili bir kuraklıkla karşı karşıya. Fosil yakıtların kullanımı, sıcaklıkları daha da yükseltiyor, yazlar daha sıcak ve kurak geçiyor. Kıtanın toprakları, gölleri ve nehirleri bu koşulların etkisinden kolay kolay kurtulamıyor. Özellikle güney ve batı Avrupa ülkeleri etkileniyor, ancak sorun bu bölgelerle sınırlı değil.
Konrad Adenauer Vakfı’nın çevre, iklim ve sürdürülebilirlik politikaları uzmanı Gisela Elsner, “Son on yılda kuraklık riskinin giderek daha kuzeye yayıldığını gözlemledik” diyor. Avrupa Birliği’nin (AB) su yönetimi, önlemlerini yıllardır takip eden Elsner, sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Orta ve Batı Avrupa’nın yanı sıra Güneydoğu Avrupa ülkeleri de iklim değişikliği nedeniyle giderek daha fazla risk altında.”
Bu yılın Ağustos ayına ait uydu görüntüleri, Danimarka ve İsveç’e kadar uzanan bölgelerde, normalde daha çok Sahel gibi bölgelerde görülen aşırı kuraklığın yaşandığını gösteriyor.
Etkiler göz ardı edilemeyecek kadar belirgin. Kıtanın en uzun nehirlerinden Ren ve Tuna’da su seviyeleri tarihî ölçüde düşerek iç su yolu taşımacılığını aksatıyor. Almanya’dan Ukrayna’ya kadar çiftçiler hasatlarının normalden düşük olduğunu bildiriyor. Birleşik Krallık’tan İsviçre ve Almanya’ya uzanan bölgelerde ise hanelerin su kullanımına kısıtlamalar getirileceği açıklandı.
Buna bir de alize rüzgârlarını zayıflatan ve tropikal Pasifik’teki yüzey sıcaklıklarını artıran El Nino hava olayının, kayıtların tutulmaya başlanmasından bu yana en güçlü örneklerinden biri haline gelmesinin beklenmesi ekleniyor. Bu nedenle uzmanlar, 2027’nin daha da sıcak ve kurak geçeceğini öngörüyor.
Elsner, Avrupa’nın bu gerçeğe uyum sağlamak zorunda olduğu uyarısında bulunuyor:
“Mesele musluklarımızdan artık su akmaması değil. Ama öncelikler belirlemeli ve su kaynaklarımızı verimli kullanmalıyız.”
Peki Avrupa ülkeleri ne yapabilir? DW, hangi önlemlerin en büyük etkiyi sağlayabileceğini belirlemek için Avrupa ülkelerindeki su kullanımını inceledi.
Avrupa ülkeleri suyu nerelerde ve ne kadar kullanıyor?
Haneler, toplam su kullanımının görece küçük bir bölümünden sorumlu. Ülkeye göre değişmekle birlikte, bireyler günde ortalama 50 ila 300 litre su kullanıyor. Bu miktar, toplam su kullanımının yüzde 20’sinden azını oluşturuyor.
Kıta genelindeki su kullanımının üçte ikisi tarıma, ağırlıklı olarak sulamaya, ayrıca nükleer santraller ile fosil yakıtla çalışan elektrik santrallerinin soğutulmasına gidiyor.
Kuraklığa zaten yatkın olan Yunanistan, İspanya ve Türkiye gibi ülkelerde, kişi başına günlük yaklaşık 2 bin litrelik su çekiminin büyük bölümü tarım için kullanılıyor.
Bulgaristan ve Macaristan gibi doğu Avrupa ülkelerinde, ayrıca Hollanda ve Estonya gibi ülkelerde kişi başına günde bin ila 2 bin litre su çekiliyor. Burada suyun büyük bölümü elektrik santrallerinin soğutulmasında kullanılıyor.
En fazla su nerede tasarruf edilebilir?
Elsner, “Bu sorunla başa çıkabilecek tek bir çözüm yok. Bir önlemler bütünü gerekiyor” diyor.
Üstelik çözümler mevcut. Avrupa Çevre Ajansı’nın (AÇA) kısa süre önce yayımladığı bir rapora göre AB ülkeleri, hedefli önlemler uygulayarak yılda yüzde 10 ila 40 arasında su tasarrufu sağlayabilir.
Temiz enerjiye geçiş, Batı ve Doğu Avrupa ülkelerinde büyük fark yaratabilir. Nükleer enerji ile petrol, gaz ve kömürün yakılması yoluyla elektrik üretimi yalnızca gezegeni ısıtmakla kalmıyor, aynı zamanda çok büyük miktarda su gerektiriyor. Rüzgâr ve güneş enerjisinde ise bu ihtiyaç bulunmuyor.
Yenilenebilir enerji su tasarrufuna yardımcı oluyor
Yenilenebilir enerji kaynakları giderek fosil yakıtların yerini alıyor. Bunlar yalnızca en ucuz enerji üretim biçimi haline gelmekle kalmıyor, ülkelerin su tasarrufu yapmasına da yardımcı olabiliyor. Avrupa, son yirmi yılda su kullanımını yaklaşık dörtte bir oranında azalttı. Bunun başlıca nedeni, elektrik santrallerinin soğutulması için gereken su miktarının düşmesi.
Fransa, İspanya veya İsveç gibi ülkelerde nükleer santrallerin soğutma için suya ihtiyaç duyması sürse de tasarruf potansiyeli çok büyük. AÇA, yenilenebilir enerjinin yaygınlaştırılması ve soğutma sistemlerinin iyileştirilmesiyle AB ülkelerinde yüzde 45 ila 95 arasında ilave ve önemli tasarruf sağlanabileceğini tahmin ediyor. Bu, kişi başına günde yüzlerce litreye karşılık geliyor.

Rüzgâr enerjisi, elektrik üretiminde su ihtiyacını sınırlı tutarak su tasarrufuna katkı sağlayan seçenekler arasında öne çıkıyor.Fotoğraf: Rolf Poetsch/chromorange/picture alliance
Daha iyi sulama sistemleri
Güney Avrupa’da tarım büyük bir su tüketicisi. AÇA raporu bu alanda çeşitli öneriler içeriyor. Örneğin sıcak dönemlerde suyun buharlaşmasını önlemek için açık sulama kanallarının kapalı boru sistemleriyle değiştirilmfrankreich wassertankesi öneriliyor.
Yüzey sulamasından yağmurlama veya damla sulamaya geçilmesi ve mümkün olan yerlerde daha az su isteyen ürünlerin yetiştirilmesi de tavsiye ediliyor.
Kamu su şebekelerindeki kayıplar
Avrupa’daki ulusal su tedarik birliklerini temsil eden EurEau’ya göre, kamu su şebekelerindeki borulardan geçen yaklaşık her dört litre sudan biri, sızıntılar veya buharlaşma nedeniyle hedefe ulaşmadan kayboluyor.
Romanya ve İtalya’da bu oran yüzde 40’ın da üzerinde. AÇA raporuna göre bu kayıpların önlenmesi, AB’nin kamu su tedarikinde sağlanabilecek potansiyel tasarrufun en büyük bölümünü oluşturuyor.
İçme suyu hanelere ve işletmelere ulaştığında ise bireysel davranışlar devreye giriyor. AÇA raporunda, su tasarruflu tuvalet rezervuarlarından verimli çamaşır ve bulaşık makinelerine, yağmur suyunun toplanmasına kadar günlük yaşam için çok sayıda öneri bulunuyor. Ancak AB’deki herkes bu önlemlerin tamamını uygulasa bile, hanelerde kişi başına günlük su kullanımı yalnızca yüzde 10 ila 40 oranında azalacak.
Yunan danışmanlık şirketi Brilliant Solutions’ta su yönetimi uzmanı olan ve AÇA raporunun yazarları arasında yer alan Alexander Psomas’a göre insanlar, satın aldıkları veya tükettikleri ürünlerin su ayak izini dikkate alarak bilinçli tüketim tercihleriyle de su tasarrufuna katkıda bulunabilir:
“Vatandaşlar, hükümetlerimizin enerji politikaları ve bunların su üzerindeki etkileri konusunda daha fazla hesap vermesini sağlamak için de baskı yapabilir.”
Avrupa hangi dersleri çıkarabilir?
Kuraklık ve sıcak hava dalgaları yalnızca Avrupa’ya özgü bir sorun değil. Dünyanın birçok bölgesi iklim krizinden çok daha ağır etkileniyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Asya’daki bölgeler uzun zamandır çok daha ciddi su kıtlığıyla mücadele ediyor.
Ancak bu, Avrupa’nın kıt su kaynaklarına uyum sağlama konusunda dünyanın geri kalanıyla işbirliği yapabileceği ve onlardan öğrenebileceği anlamına da geliyor. Uluslararası Su Yönetimi Enstitüsü’nde araştırma grubu başkanı olan Giriraj Amarnath, “Dünya Gıda Programı (WFP) ve BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Küresel Güney’de benzer konular üzerinde çalışıyor” diyor.
Elsner, Saksonya’daki bir çip üreticisinin kısa süre önce fabrikalarının soğutulmasında atık suyun yeniden nasıl kullanılabileceği konusunda Singapur’dan uzmanlık desteği almasını örnek gösteriyor:
“Bizde de uygulanabilecek bilgi ve teknolojiye zaten sahip olan ülkelerden kesinlikle öğrenebiliriz” diye vurguluyor.
Artan farkındalık
Elsner ve Psomas, son yıllarda hem siyasette hem de kamuoyunda farkındalığın arttığını gözlemliyor:
“2022’ye kadar AB’de su kıtlığı ve kuraklık konularında kayda değer bir çalışma grubu yoktu. Bugün ise bu, katılımın en yüksek olduğu çalışma gruplarından biri. Konuya ilgi ve endişe artıyor.”
Psomas, özellikle seçimler öncesinde su stratejileri hakkında daha fazla kamuoyu tartışması yapılmasını istiyor:
“Bir ülkede su azaldığında bu herkesi etkiler. Siyasetçilerin, ülkelerini 10 veya 20 yıl içinde su kıtlığına karşı daha dayanıklı hale getirmek için hangi çözümleri uygulamak istediklerini konuşmalarını isterim.”








